“Özyeğin Üniversitesi 10.Yıl Etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirilen “Sonsuz bir artikülasyon mekanı olarak İstanbul” temalı 4. IAPS KÜLTÜR VE MEKAN BULUŞMALARI etkinliklerinin lisans üstü katılımcılara yönelik düzenlenen Makale Seçkisi ödülleri sahiplerini buldu.”

Özyeğin Üniversitesi 10.Yıl Etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirilen “Sonsuz bir artikülasyon mekanı olarak İstanbul” temalı 4. IAPS KÜLTÜR VE MEKAN BULUŞMALARI etkinliklerinin lisans üstü katılımcılara yönelik düzenlenen Makale Seçkisi kapsamında seçilen 14 makalenin sunumu 15 Şubat 2019 günü Tasarım Atölyesi Kadıköy’de gerçekleştirildi.
Kapalı jüri oturumunun ardından eşdeğer ödüle layık görülen makaleler, 16 Şubat 2019’da Tasarım Atölyesi Kadıköy’de gerçekleştirilen 4. IAPS Kültür ve Mekan Buluşmaları Makale seçkisi oturumunda,  Prof. Dr. Alper Ünlü’nün moderatörlüğünde yeniden sunularak eşdeğer ödüller sahiplerini buldu. Jüri değerlendirmesi sonucu ödüle layık görülen 7 makale indeksli bir dergide özel sayı olarak yayınlanacak olmakla birlikte,  seçilen tüm makaleler etkinlik kitabında yer alacaktır.

IAPS- CS NETWORK Makale Seçkisi tüm makale özetleri ve katılımcılar:

*eşdeğer ödül sahibi

-Ticaretten Sanata: Bir Artikülasyon Mekânı Olarak Karaköy’de Kentsel Müdahalenin Dönüşüm Biçimleri 

(Tuba Sarı, Nurhilal Burak, Rümeysa Bayar)

Kentsel yaşam ihtiyaçları, ihtiyaçlar müdahaleleri, müdahaleler ise değişimleri doğurmaktadır. Bir kentin mekansal artikulasyonuna yapılan müdahaleler rastlantısal ya da zorunlu olabildiği gibi zamana yayılan bir sürecin sonucu ya da anlık kararlar neticesinde olabilmektedir. İstanbul’daki semtler, yapılan değişim ya da uğradığı dönüşümler ile kentin bütünsel algısında farklılaşma yaratmaktadır. Karaköy semti deniz hattında limanların ve kıyı hattında depoların bulunduğu, ticaret odaklı yerleşimden günümüze gelen çok katmanlı dönüşümüyle ele alınmaktadır. Bu makalenin amacı, kentsel bütünün bilinen bir parçası olarak Karaköy semtinde bilinmeyen dönüşümün izlerini katmanlarında aramaktır. Kentsel müdahalenin fiziksel ve işlevsel dönüşümlerin ötesinde “sanal mekanlar” aracılığıyla kullanıcı-mekân etkileşimini belirleyici sosyal ağlar üzerinden yeni bir boyuta taşındığı savunulmaktadır.

Rapoport’un (1977) Algı ve Bilişsel İmge kuramında, mekân algısının kültürel imgeler ile bireyin deneyimlerinden oluşan kişisel imgelerin birleşmesiyle ortaya çıktığı savunulmaktadır. Bu bağlamda, günümüzde mekân algısı bilişsel imgelerin kullanıcı üzerindeki etkisiyle dönüşmektedir. Kültürel imgelerin kullanıcı deneyimleri ve aktarımları ile birleşmesi bilişsel imgeden mekân algısına ulaşmayı olanaklı kılar. Araştırma yöntemi, Karaköy’deki kentsel müdahalelerin biçimini, ticaretten sanata fiziksel, sosyal ve işlevsel yapıdaki dönüşümü eklemlenme, değişim ve dönüşüm kavramları çerçevesinde sorgulamaktadır. Ayrıca, semt ölçeğinden sokak ölçeğine doğru sosyal ağlar üzerinden bilişsel imgeler ve sayısal verilerle analizler yapılmaktadır. Güncel zemin kat kullanımları analiz edilerek yapılan işlev değişikliklerinin kırılma noktası olan yıllar tespit edilmiş, sokak ölçeğinde yaşanan sanal dönüşümün izleri, sosyal ağlar üzerinden niceliksel verilerle irdelenerek kentsel müdahalenin dönüşümüne ilişkin bir sonuca varılmıştır.

Karaköy (Galata) bölgesinde eskiden ticaretin yerleştiği günümüzde sanatın dönüştürdüğü mekanlar, Kemeraltı Caddesi’ne dik, kıyı hattına paralel uzanan hatta Mumhane Caddesi, Ali Paşa Değirmeni Sokak etrafındaki kollektif yapılanmalar ve eklemlenmeler üzerinden incelenmektedir. Bu çalışma ile birlikte, sanatın yaşadığı, üretildiği ve tüketildiği mekân olan Karaköy (Galata) bölgesi, tarihsel süreç içerisinde öncelikle planlama ilkeleri ve direk müdahaleler ile birlikte yapı ve sokak ölçeğinde yaşanan fiziksel dönüşüm gözlemlenmektedir. Sonrasında uluslararası iş birliklerin etkisiyle yaşanan sosyal dönüşüme uğramakta ve teknolojinin hızlı ilerlemesi ile birlikte siber boyutta odak merkezi haline gelmesi ve bunun sonucunda yarattığı çekim etkisi ile yaşanan yeni eklemlenmelere rastlanmaktadır. Tüm analizlerin temel çıktısı olarak da kentsel müdahalelerin de dönüşüme uğradığı gerçeğini ortaya çıkmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Dönüşüm, Karaköy, Kentsel müdahale, Sosyal medya, Sanal mekân

-İstanbul’da Kentsel Artikülasyonun İnşaya Yardımcı İkincil Yapılar Üzerinden Okunması

(Başak Eren, Hande Kalender, Atıl Aggündüz)*

Günümüzde sermayenin baskın düzeni ve hızlı üretim-tüketim dinamikleri, kentlerin sürekli yıkılıp yeniden inşa edilmesine yol açar. Yıkım-yapım eylemlerinin sürekli tekrarı ile kentler dev inşaat sahalarına döner ve hiç bitmeyen inşaatlar kentin görünür birer parçası haline gelir. Kentsel politikaların bir aracı olan kentsel dönüşümlerle, küresel bir kent olan İstanbul’da sürekli yıkılıp yeniden yapılarak hızlı bir değişimin içindedir. Yıkım-yapım eylemlerinin sürekli karşılaşılan bir döngü haline gelmesi; yıkılan ‘başlangıç’ ve yapılan ‘sonuç’ tan öte, geçirdiği değişim sonrasında oluşan imgeler üzerinden kenti okunur hale getirir. İstanbul’daki hızlı değişimin izleri, yıkım-yapım süreçlerinde aktif rol oynayan, kentsel dokuya ve yapıya eklenerek süreçlerin kuvvetli fiziksel temsillerini oluşturan, eylem bittikten sonra sökülen “inşaya yardımcı ikincil yapılar” üzerinden sürülebilir. Bu geçici yapıların kentin sonsuz artikülasyon halinin okunmasını sağlayan izler olduğu ve süreci şekillendirdiği düşünülmektedir. Araştırmanın amacı; inşaya yardımcı ikincil yapılar üzerinden, İstanbul’da kentsel artikülasyonun izlerini sürmektir.

Genellikle mimari literatür tarafından göz ardı edilen inşaya yardımcı ikincil yapılar, sürekli değişen ve dönüşen kentlerin imgesi haline geldiği için önemlidir. Geçici olmalarına rağmen yıkım ve yapım sürecinde eklendikleri yapıların formları, yapım süreçleri ve kentsel belleğinin değişimi hakkında bilgi verirler. Bu nedenle, ikincil yapıların tasarımın bilgi alanı içerisinde tartışılması ve buna göre yeni perspektifler geliştirilmesi önemlidir. Araştırmaya, belli bir zaman aralığında İstanbul’da gerçekleşen yıkım-yapım faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgeleri çıkaran haritalama çalışmasıyla başlanmıştır . Haritalama sonrasında belirlenen rotalardaki yıkım-yapım eylemlerinin zamansal değişimini ve ikincil yapıların bu değişimdeki etkisini gösteren sokak silüetleri oluşturulmuştur. Ayrıca bu rotalarda yer alan ikincil yapılar değişen fonksiyon ve ilişki çeşitlerine göre farklı kategoriler altında toplanmıştır. Fonksiyonları üzerinden kategorize edilen ikincil yapılar doğal olarak arkalarındaki yapı ve bulundukları konumda, etkileşime geçtikleri dinamiklerle anlam kazanırlar. Bulundukları yerin özelliklerini yansıtan kritik örneklerle yapılan maddesel ve zamansal araştırmalar üzerine, yıkım yapım sürecindeki kentsel bellek ve mekân incelemesi yapılmıştır. Daha sonra bu incelemeler, çok katmanlı ve eylem sürecini içeren diyagramlar haline getirilmiştir.

Araştırmanın sonuç bölümünde, alan çalışması ile belirlenen yapıların yapımından yıkımına kadar -özellikle son 10 yıllık sürecine ait- sosyo-politik, ekonomik ve fiziksel değişimlerinin bulunduğu diyagramlar çakıştırılıp, üst üste binen durumlar tartışılmıştır. Bu araştırma ile özellikle inşaya yardımcı olan ikincil yapıların; yıkım yapımın baskın ve şekillendirici güç olduğu metropollerde, kentsel artikülasyonun neden olduğu fiziksel ve zihinsel dönüşümleri okumada kuvvetli ve güncel bir rehber olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Kentsel artikülasyon, Yıkım-Yapım, Tektonik, İnşaya yardımcı ikincil yapılar, İstanbul

-Markiz: Beyoğlu’nun Mekan-Kültür Artikülasyonu Üzerine

(İlke Ciritci)

Kent değişen, dönüşen, eklemlenen, zaman zaman içine kapanan zamansız hızla açılan ve tüm bunlar olurken bir önceki zaten artiküle edilmiş hali ile yeniden çatışan, ayrışan somut olmaktan çok soyut alana girmiş yaşayan bir varlıktır. Tıpkı Hegel’in sanatı ele aldığı Estetik adlı kitabında tarif ettiği gibi, kent de kendini yapılarında, yaşayan toplumda, doğasında var ederken tamamlandığını ve o seviyede mükemmele ulaştığını hissettiği an bir sonraki seviyeye geçmek ister. Tüm bağlı olduğu, kendini gösterebildiği ve ifade edebildiği somut verileri yani yapıları, insanları ve doğayı her seviye atlayışında terk eder ve kent, kendi özüne döner. Böylece sonunda amaçladığı soyut alana geçiş yapabilmek için her seviyeyi artiküle ederek tüketir ve hatta tüketerek artiküle eder. Markiz Pastanesi Şark Pasajı, Beyoğlu’nda yer alan dükkânlardan biridir. Bütünün parçalarından bir tanesidir. Başta bütünü tamamlar fakat sonraları bütünü tanımlayan merkez konumuna gelir. Bir dönem için ‘landmark’, ‘uğrak mekân’, ‘buluşma noktası’ ve kent belleğinde yer alan önemli somut bir mekân iken, günümüzde bakımsız, harap ve kullanım dışı bulunmaktadır. Bildirinin birinci ve ikinci bölümlerinde bildirinin başlığında yer alan Markiz; Markiz’in izlerinden ve döneminin Beyoğlu sokaklarına, gelişimine, dönüşümüne bakarak kentsel müdahale biçimleri, kentte hayat bulan tüm eklemlenme süreçleri, güncel kent politikaları ile ilişkisi incelenecektir. Üçüncü bölümünde ise Beyoğlu’nun artiküle edilişi sürecindeki fiziksel ve toplumsal boyutlarının tartışılması hedeflenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Pera, 19.yüzyıl, artikülasyon, pasaj, dönüşüm

-Modern Kapalı Topluluklar ve Metropol Kentlerdeki Mekansal Ayrışmalar

(Nur Banu Yıldız Er)

Metropol kentin ne olduğu ve bu kentlerde yaşayan kişilerin kimler olduğu konusu her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Dolayısıyla kent içerisindeki yeni kullanıcıların taşıdığı rahatsızlık duygusundan, gereksinimlerinden, belirleyici olan konut ihtiyaçlarından, değerlerinden ve rutin gündelik yaşamlarından söz etmek çalışmanın kapsamını tanımlamaktadır. Kentin bazı diyalektikleri üzerinden bu kentin yeni kullanıcıları, çok yönlü bir şekilde ele alınmaktadır.

Günümüz Metropol kentlerinde, küreselleşmenin beraberinde getirdiği birçok değişim ve dönüşümden söz etmek mümkündür. Metropol kentlerin dönüşümleri yalnızca mekânsal değil, aslında büyük ölçüde toplumsal dönüşümlerdir. Kentler ile ilgili yapılan birçok tanımlamanın yanında, çalışma kapsamında kentlerin toplumsallığı üzerine bir araştırma ortaya koymak ana hedef olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla Simmel'in "Kent içerisinde toplumsallığı barındıran fiziksel bir oluşum değil, aksine içerisinde fizikselliği de barındıran toplumsal bir oluşumdur" yaklaşımı üzerinden çalışmaya derinlik kazandırılmıştır (Simmel, 1996).

Metropol kentlerde yaşanan fiziksel değişim ve dönüşümler sosyal anlamda da yaşanmaktadır. Bu değişimler beraberinde yeni yaşam tarzı arayışlarını ortaya koymaktadır. Bu yaşam tarzları, kent içerisindeki statülerine göre şekillenen farklı bir topluluğu tanımlamaktadır. Bu toplumsal tabakalaşma, sosyal bir ayrışmayı işaret etmektedir. Çalışma, bu sosyal ayrışmaya "Gated Community" olarak mimarlık literatüründe yer alan kavram üzerinden netlik kazandırmaktadır. Ulusal ve uluslararası ölçekte bu kavramın kullanımlarının ne olduğunu ve farklılıklarını ortaya koymaktadır. Türkiye'de "Gated Community" kavramı üzerine yapılan çalışmaların, çoğunlukla "kapalı ve güvenlikli siteler" üzerine mekânsallaşan çalışmalar olduğu görülmektedir. Ancak yurtdışındaki çalışmalar incelendiğinde ve kelimenin tam karşılığı ortaya konulduğunda, bu kavram; "kapısı olan" yeni kullanıcıları, yani "kapalı toplulukları" işaret etmektedir.

"Gated Community" tanımındaki  "içerisi-dışarısı" diyalektiğini ortaya koyan "kapı"nın oluşturduğu algısal "sınır"ların mekânlara ve toplumsallığa ne şekilde yansıdığını gözlemleyebilmek adına çalışma, bazı kent sosyologu kuram ve kuramcılarının bu konudaki yaklaşımlarından faydalanmaktadır.

Bu yaklaşımlar çoğunlukla, mekânsal değişim ile toplumsal değişim arasındaki yadsınamaz ilişkiye odaklanmaktadır. Dolayısıyla, bu ilişkinin en önemli unsurlarından biri olan "kültür" bu bağlamda irdelenmektedir. Kültür meselesi bu toplulukların "kimlik" durumlarıyla doğrudan ilişkilidir. Aynı kimlik etrafında toplanan ve mekânsal bir ayrışmayı ortaya koyan bu kapalı topluluklara ve onların kapalı yerleşimlerine, Auge'nin "yok-yer" metaforu üzerinden açıklık getirilmektedir (Auge, 1997).

Kapalı topluluklara doğru bir model oluşturmak ve bu modelin yaşadığı yere entegrasyonunu planlı bir şekilde sağlayabilmek amaçlanmaktadır. Dolayısıyla çalışma, kentte yer alan bu kapalı toplulukları, onların izole ve steril yaşam alanlarını, kendi içlerinde ne kadar çeşitlilik barındırsalar da ayrışarak ve algısal bazı sınırlar koyarak, hatta belki de yok olarak oluşturdukları mekânsallaşmalarını, yapı ölçeğinden bağımsız bir şekilde, kentsel ölçekte, sorgulayarak, kavramsal ve kuramsal bir bakış açısıyla ele almaktadır. 

Anahtar Kelimeler: Metropol,  Farklı Yaşam Tarzı, Kapalı Topluluklar, Sınır, Kimlik.

-İstanbul’un Katmanlı Kent Bütününde Bir Kentsel Artifakt Bozdoğan Kemeri

(Seda Zafer, Yeşim Hafize Desticioğlu, Zeynep Ceren Durgut)*

Geçmişte ortaya çıkan ihtiyaçlar üzerine farklı tekniklerle inşa edilen su yapıları İstanbul’un çok katmanlı bütünün geçmiş, bugün ve gelecek potansiyellerini içinde barındırmaktadır. Kentin altyapısal biçimlerinin İstanbul’un makro ölçeğinden yerel ölçeğe kadar faaliyet göstermesi raslantısal, doğal ve hayati elemanlar öne çıkarmıştır. Altyapıyı yalnızca bir sistem olarak görmek yerine onun parçalarını şehrin içinde sembolik rolü ile öne çıkan yapıların değerlerini kültürel, tarihsel ve güncel özellikleriyle tartışarak bugüne taşımak gerekmektedir. Çeşme, bent, kemer gibi özgün kentsel artifaktlar, kentin tarihsel süreçlerinde gündelik yaşantının tanımlı işlevlere sahip temel parçası olarak var olmuşlardır. Zamanla, teknolojik gelişmelerin etkisiyle kullanımlarını kaybederek İstanbul’un değişen yapılaşmasının üzerine eklemlendiği anıta, değişen sokak dokusunda rast gelinen nostaljik bir öğeye, genişletilmiş yolların ortasında kendi halinde bir imgeye dönüşmüşlerdir. Bu yapılardan kendi halinde varlığını yüz yıllarca sürdürmüş olan Bozdoğan Kemeri’ni İstanbul’un değişen kentsel örüntülerinin önemli tanığı olarak görmek mümkündür. Döneminin, günümüzde altyapı kavramı ile eşleşebilecek tarihi teknik bir kemer yapısı bugün kentin karmaşık, ögelerin iç içe geçmiş olduğu artikülasyonu içinde katmanları adeta zımbalamıştır. Kemerin kentsel dokuda fark edilir bir kütle olması, süreklilik tanımlayışı, belirli alanları sınırlayan konumu, kentin dokusu içinde uzun, geçirgen bir duvar algısı, boşluklarında kentlinin kurguladığı farklı kamusallıklar ve onu bir oyun aracı haline getiren sokak kullanımı gibi özellikleri 'İstanbul'un sonsuz kez artiküle edilebilen halini' ortaya çıkaran birçok kentsel katmana referans vermektedir. Tarihsel bir varlık olarak kendi belirsizliği içerisinde ürettiği mekânsal algı ve kentsel anlam araştırmaya yönlendirmiştir. Bu makalede, çok parçalı artiküle bir kent olan İstanbul, su yapıları katmanı ve altyapı kavramı ile ilişkilendirilerek ifade edilmiştir. Birçok kentsel döneme tanıklık eden bir su yapısı olması nedeniyle Bozdoğan Kemeri konunun alan çalışması olarak ele alınmış, ölçek ve morfoloji,  kente dair tarihsel ve politik dönüşümler, gündelik hayat pratikleri üzerinden incelenerek belgelenmiş ve araştırma bu artifaktın katmanlı yapısını açarak desteklenmiştir. Analizlerin sonunda İstanbul’un sürekli dönüşümleri ve kentin zaman-mekan artikülasyonu içerisinde bugün Bozdoğan Kemeri’nin varlığı sorgulanarak geleceğe yönelik spekülatif projeksiyonlar üretilmiştir.

Anahtar Kelimeler:  su yapıları, altyapı,  kentsel artifakt,  kentsel katman, artikülasyon,Bozdoğan Kemeri

-İstanbul’un Arayüzlerinde Artikülasyon Analizi:Ataşehir-Barbaros Mahallesi Örneği

(Sıddı Zeynep Yılmaz)*

Araştırma, bir kavram olarak artikülasyon ve bir kent olarak İstanbul’un kesişim noktaları üzerine kurulan teorik bir arka plana dayanmaktadır. Kesişim noktasındaki dikotomi, etkileşim, değişim/dönüşüm, arayüz ve mekânsal/ sosyal ayrışma kavramları aynı zamanda bir kentteki artiküle ol(ma)ma sürecini de aktarmaktadır. Bu süreç, araştırmanın hipotezinin “Sonsuz Bir Kentsel Artikülasyon Mekânı olan İstanbul da bile artikülasyon olması için bir takım gereklilikler olduğu” üzerine kurulmasını sağlamaktadır. Artiküle olma süreci sadece fiziksel bir durum olmadığı için bu çalışmada artikülasyonun keşfini sağlayacak özgün bir yöntem geliştirilmektedir. Araştırmada; fiziksel, mekân dizimi ve sosyal analiz olmak üzere üç ayrı analiz yapılmaktadır. Fiziksel analiz kapsamında çalışılan alandaki yapı, sokak dokusu, ölçek ilişkileri ve arayüzler, mekân dizimi analizi kapsamında alandaki bütünleşme değerini tespit etmek amacıyla eksenel haritalama ve sosyal analiz kapsamında anket ve yapılandırılmamış görüşmeler yapılandırılmaktadır. Analizler sonucunda elde edilen nicel ve nitel veriler ile entegre bir sistem kurgusu oluşturmaktadır. Çalışma alanı olarak, İstanbul’daki hızlı kentsel dönüşüm projelerinin odak noktası olan Ataşehir ilçesi; bu ilçeden ise ilk yerleşim yeri ve dönüşüm projelerinin en yoğun noktası olan Barbaros mahallesi seçilmiştir. Yapılan çalışmada, mahalledeki özgün dönüşüm dokusu ve bu kontrastı yataran dokular arasındaki ayrışmalar tespit edilmiştir. Alan çalışması sonucunda,mahallenin çeperden başlayan bir dönüşüm geçirdiğini, oluşturulan çepere ve mahalleye ait dokuların bir dikotomi yarattığı, aralarında fiziksel ve toplumsal bir etkileşimin olmadığı ve iki bölge arasına arayüzler değil sınırlar olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum ise artiküle olamama halinin bir örneğidir. Çalışmanın sonucunda kentsel bir alanda artikülasyonun gerçekleşmesi için; gerekli alanlarda fiziksel kademelenme, toplumsal iletişimi kurgulaması, arayüzlerin geçirgen tasarlanması ve bilinçli olarak toplumu bütünleştiren tasarım stratejileri geliştirilmesinin gereklilikleri tespit edilmiştir. Böylece İstanbul, yok etmek ya da yerinden etmek yerine “Sonsuz Bir Kentsel Artikülasyon Mekânı” olabilir. Aksi halde İstanbul; fiziksel ve toplumsal kopuklukları olan, birbirine eklemlenemeyen, ayrışmaların yaşandığı bir toplumsal yapıya sahip, keskin sınırları olan bir kente dönüşecektir. 

Anahtar Kelimeler: Dikotomi, Etkileşim, Ayrışma/Bütünleşme, Arayüz, Sınır, Çeper, Ataşehir.

-Bir Endüstri Mirası Olarak Kente Eklemlenen Santralİstanbul: Müdahaleler, Dönüşümler, Potansiyeller

(İmran Gümüş, Ceyhun Ömür)

Bu çalışma bir endüstri mirası olan Santralistanbul’un zaman içerisinde değişen mekânsal kullanımına odaklanır. Haliç kültür vadisi projesinin bir parçası olan Santralistanbul’un kültür stratejileri doğrultusunda Silahtarağa Elektrik Fabrikası’ndan Bilgi Üniversitesi’ne dönüşümü sonrasında değişen kamusallığı bu çalışmanın ana odak noktasıdır. Çalışma kampsamında 2004 yılında Bilgi Üniveirsitesi’ne tahsis edilerek ünviersite, kültür ve sanat mekânı olarak kente kültür odaklı kamusal odak noktası olma vaadi ile eklemlenen endüstri mirası Santralistanbul’un mekânsal dönüşüm süreci incelenmiş ve günümüzdeki kullanımı alan çalışması yapılarak ortaya konulmuştur.

Çalışmanın girişi bölümü, literatür araştırmasını içeren tanımlar, üst ölçek alan çalışmasının analizi, kampüs ölçeğinde alan analizi, anket verilerinin karşılaştırmalı analizi ve sonuç olmak üzere toplam altı ana bölümden oluşmaktadır. Literatür araştırması kapsamında ilk olarak Santralistanbul’un mekânsal karakterini analiz etmek için kültür, kültür endüstrisi, kültür stratejileri, endüstri mirası tanımları yapılmıştır. Literatür araştırmasının ikinci basamağı olarak locus, kamusal alan ve bölümlenmiş kent kavramları kampüs alanın değerlendirilmeside önemli kavramlar olarak görülerek incelenmiştir.

Alan çalışması ise iki aşamada yapılmıştır. İlk basamakta kamusal kültür aksı olarak Haliç’in kültür aksı olarak yeniden biçimlenmesini öngören projeler incelenmiştir. Tarihsel süreç içerisinde Haliç kıyılarının nasıl geliştiği ve hangi fonksiyonları barındırdığı anlatılmıştır. İkinci basamak ise kampüsün tasarım aşamasındaki master plan kararları ve inşa sonrasındaki durumunu gösteren planların karşılaştırmasını; öğrenciler, ziyaretçiler, akademisyenler ve tasarımcı Nevzat Sayın ile yapılan anket çalışmalarının ve röportajların analizini; öğrenciler, akademisyenler ve ziyaretçiler tarafından üretilen bilişsel haritaların gruplandırılmasını; haritalama çalışmalarını ve bu verilerin karşılaştırmalı değerlendirilmesini içermektedir. Çalışma kapsamında 112 öğrenci, 51 ziyaretçi ve 7 akademisyen ve tasarımcı Nevzat Sayın olma üzere 171 kişi ile görüşme sağlanmıştır. Bu görüşmeler röportaj ve anket çalışmalarını kapsamaktadır. Elde edilen veriler SPSS ve NVIVO programları kullanılarak analiz edilmiştir. Kullanıcı gruplarına ait veriler tek tek analiz edilmiş ve sonrasında karşılaştırmalı analiz edilerke yorumlanmıştır. Kullanıcılar tarafından çizilen bilişsel haritalar çakıştırılarak kampüsün mevcut kamusal kullanımı mekânsal olarak analiz edilmiş ve kullancılar tarafından üretilen bilişsel haritalar gruplandırılarak yorumlanmıştır. Alan çalışması ile Santralİstanbul’un geçirdiği dönüşüm sonrasında sahip olduğu potansiyelleri, mekânsal eksiklikleri, mekânsal kullanımı, kamusal kullanımının hangi nedenlerle değiştiği ve bu durumun kullanıcılar üzerindeki etkileri analiz edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Endüstri mirası, Santralİstanbul, kültür stratejileri, kamusal mekân, kültür.

-Çok Katmanlı Kentlerde Kimlik ve Bellek Değişimi: İstanbul

(Sinem Türk)

Kentler, insanların doğal, yapısal ve sosyal çevreleriyle etkileşimi sayesinde oluşmaya başlar. Bireyler günlük deneyimleri sonucunda kente bir anlam yükler ve geçmişi, şimdiyi ve geleceği birbirine bağlar. Bireyler geçmişteki izleri kent belleği ile geleceğe taşırlar. Kent belleği kent kimliğini besler. Çok katmanlı kentlerde, kent kimliği ve kentsel bellek devam ettirilebildiği sürece geçmişle gelecek arası bağ kurulabilir. Palimpsest kentlerde tasarım ve planlama çalışmaları yapılırken kentsel bellek ve kent kimliğinin birlikte ele alınarak değerlendirilmesi son derece önemlidir.

İnsanların yeni gereksinimlerinin ortaya çıkmasıyla kentte yaşanan müdahaleler ve eskinin üstüne yeninin eklemlenmesiyle kent katmanlaşmakta, zamanla fiziki ve sosyal çevre olarak değişime maruz kalmaktadır. Birçok uygarlığı üzerinde bulundurmuş olan İstanbul değişimin en çok yaşandığı ve en çok gözlemlendiği kentlerdendir.

İstanbul çok katmanlı tarihi bir geçmişe ve güçlü bir kent kimliğine sahiptir. Zaman içerisinde mekansal, kültürel, sosyal, ekonomik gibi faktörlerin değişime uğramasıyla İstanbul’da kent kimliği kötü yönde etkilenmeye başlamıştır. Bu çalışmada kent kimliği doğal, yapısal ve sosyokültürel çevre olarak ele alınmıştır. Geçmişten günümüze kadar değişime uğrayan İstanbul’un doğal, yapılı ve sosyo-kültürel çevre özellikleri kapsamında sözlü görüşme yöntemiyle irdelenerek, çok katmanlı kentlerin kent belleği ve kentin kimliğiyle olan ilişkisinin önemini ortaya konması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, öncelikle literatür taraması yapılarak palimpsest kent, kimlik, bellek kavramları birlikte ele alınmıştır. Daha sonra yapılan tüm araştırmalar çerçevesine dayanarak sözlü görüşme yöntemini uygulanmaya başlanmıştır. Sözlü görüşme için 9 adet soru hazırlanıp yaşları en az 60 olan kişilerin gençliğinin İstanbulda geçmiş olması temel olarak alınmıştır. Sorular kişilere yöneltildikten sonra alınan cevaplar MAXQDA programı ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda bireylerin belleklerinde İstanbul değişimi, yapısal çevredeki kent kimliği değişimleriyle olduğu gözlemlenmiştir.

Sonuç olarak insanların yeni gereksinimlerinin ortaya çıkmasıyla kentte yaşanan müdahaleler, kentlerdeki fiziksel ve sosyal yapıların zarar görmesi kent kimliğine ve dolayısıyla belleklerin yok olmasına yol açmaktadır. Kentte ister planlı ister raslantısal olsun eklemlenen her bir yeni katman eskiyle çeliştiği sürece bellek ve dolayısıyla kent kimliği korunamamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Kentsel bellek, Kent kimliği, Palimpsest, Eklemlenme, Kentsel tasarım

-Palimpsest Bir Kentsel Alan Olarak Ayazağa, İstanbul

(Emine Ecem Kırtaş)*

Dünyada hızlı bir şekilde kentleri değiştiren kapitalist sistem, birbirleriyle rekabet içerisinde olan küresel kentler yaratma çabasındadır. Kapitalist sistemin etkisiyle İstanbul da kimliksel değişim sürecine girmiştir. Neoliberal politikalar, hem devlet hem de özel sermayeler tarafından kentin gelişmesi ve kısa sürede kar kazanmak amacıyla kentin gelişiminde bir yol olarak izlenmiştir. Kültürel ve ekonomik yatırım potansiyeline sahip olan İstanbul, iç ve dış yatırımların odak merkezi haline gelmiştir. 1950’lerde büyük bir artış gösteren sanayileşmeyle beraber köyden kente yoğun bir göç alan İstanbul, bünyesinde oldukça fazla bir nüfus barındırmaktadır. Neoliberal politikaların özellikle odak noktası olarak belirlediği kentler, nüfus bakımından oldukça zengin bölgelerdir. Kent nüfusun yoğun olduğu bölgelerde, konut ihtiyacına çözüm olarak çeperde yapılaşmalar görülmeye başlanmıştır. Çeperde genişleyen bu bölgelerde, kent içi ulaşım sorunu görülmektedir. Bu soruna çözüm olarak altyapı yatırımlarına ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılan her altyapı projesi çevresine bir değer kazandırmaktadır. Global şirketler, merkezlerini gelişmekte olan kentlerde konumlandırmayı tercih etmektedir ve genellikle merkezi iş alanlarında konumlanmayı seçen bu global şirketler, konumlandıkları alanlara büyük yatırımlar getirmektedirler. Bu bölgeye yapılan yatırımlar, devlet tarafından desteklenmektedir. Bununla beraber devlet tarafından altyapı yatırımları da yapılmaktadır. Kuzey sınırlarına doğru ilerleme potansiyelinde olan İstanbul, yapılan her altyapı projesiyle beraber ekolojik sınırlar düşünülmeksizin çeperde genişlemektedir. Bu makalenin asıl amacı, İstanbul’un özellikle son yıllarda hız kazanan tüketim odaklı sermaye yatırımlarının konumlandığı, merkezi iş alanı ilan edilen bölge etrafında yer almakta olan Ayazağa Bölgesi’nin tarihsel değişim sürecini incelemek ve bölgede yaşanan ekolojik ve kimliksel tahribin üzerinde durmaktır. Bu bağlamda kentte oluşan ‘kentsel artikülasyon’ların ‘palimpsest kent’ kavramıyla ilişkisi ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Palimpsest Kent, Kentsel Artikülasyon, Ekolojik Tükenme, Kent İçerisinde Kent, Neoliberal Kentleşme

-Gürcistanlı Kadın Göçmenlerin Kent İçi Hareketlerinin İstanbul Üzerinden İncelenmesi

(Ayşe Farahnaz Öztürk)

Yusuf Adıgüzel Göç Sosyolojisi kitabında göçü insanların sosyal, ekonomik, siyasi veya doğal nedenlerden dolayı coğrafi olarak yer değiştirmesi olarak tanımlamıştır (1). Fakat göçmen kavramı kolayca tanımlanamamaktadır. Çünkü her ne kadar Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü göçmenleri gönüllü olarak göç eden insan olarak tanımlamış olsa da evrensel bir göçmen tanımı yoktur. (http://www.unhcr.org) Bunun nedeni göç olgusunun insanlık tarihi kadar eski olmasıdır. Buna bağlı olarak göç üzerine bir çok kuram bulunmaktadır. Castles ve Miller'e göre ise çağımızdaki göç eğilimleri; göçün küreselleşmesi, hızlanması, farklılaşması ve kadınsallaşması olmak üzere dört şekildedir (2). Günümüzde kadın göçmenlerin oranı erkek göçmenlerin oranına yakındır. Fakat göçün kadınlar üzerinden incelenmesi ancak 1970'den itibaren gerçekleşmiştir. Bunun nedeni bu zamana kadar göçün ekonomik nedenler üzerinden okunması ve bunun toplumsal cinsiyet normlarına göre erkek egemenliğinde olduğu düşüncesidir.

Türkiye ise günümüzde hem göç veren hem de göç alan bir ülke olması nedeni ile göç hareketlerinin izlenebilmesi bakımından önemlidir. Bu tür çalışmalara kadınların göç hareketleri de dahil edilebilir. Genellikle düzensiz olarak gerçekleşir.

Bu makaleye konu olan Gürcistanlı kadın göçmenler ise bu düzensiz göç kategorisi içindedir. Göç etmelerinin nedeni Gürcistan'ın eski SSCB'den ayrıldıktan uyguladıkları yapısal uyum politikalarına bağlı olarak ekonomik ve boşanma, aile içi şiddet gibi ekonomik olmayan sorunlardır.

Bunlara bağlı olarak daha sonra yapılacak daha geniş çaplı bir araştırmaya yönelik alan araştırması için İstanbul'da ev içi hizmet sektöründe çalışan yedi farklı Gürcistan kadın göçmeni ile konuşulacaktır. İstanbul'da ilk olarak nereye geldikleri, nerede kaldıkları, nerede çalıştıkları, haftada kaç gün ve hangi günler izinli oldukları, bu günlerde nerelere gittikleri, iş kapsamları dahilinde dışarıda ne tür faaliyetler yaptıklarını ve bunlar için nerelere gittikleri ile ilgili bilgi alınacaktır. Konuşmalar sonucunda elde edilen bilgiler harita üzerinden işaretlenerek İstanbul'daki kent içi hareketleri çıkartılacaktır. Böylece bu kişilerin kent içi hareketlerinden ortaya çıkan rastlantısal mekan oluşumlarının varlığı gösterilmeye çalışılacaktır. Tüm bunların yanında makalede göç olgusunun daha kapsayıcı olması için göçmen kavramı göç eylemini gerçekleştiren insanlar olarak kullanılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Göç, Göçün kadınsallaşması, Türkiye'de göç, Gürcistanlı kadın göçmenler, İstanbul’a göç

-Ben ve Başkası Arasındaki Sınırın Yıkım Sürecinde Bir Araç Olarak “Mekan”

(Pınar Geçkili Karaman)*

“Eğer varsa konukseverlik sadece şeyin, nesnenin, şimdi burada varolanın ötesinde edime ve ‘kasıt’a çağıran değil, bilginin de ötesinde, hakkında hiçbir şey bilmediğimi bildiğim noktada mutlak yabancı, mutlak bilinemeze doğru yönelen kasıtlı bir deney olarak sözcüğün en muammalı anlamında bir deneydir.” (Derrida, 2005, s.54)

Derrida’nın bu önermesi; ev sahibi ve misafir veya kentsel ölçekte düşünüldüğünde, yerel ve sonradan gelen arasındaki ilişkinin ve potansiyel edimlerinin kavranmasına yönelik bir yöntem çalışmasıdır. Bu durum aynı zamanda ben ve başkası arasındaki etkileşimin sınırsız varyasyonlarına da atıfta bulunmaktadır. Bahsedilen ilişkilerin sonuçları kent için düşünüldüğünde iki ana başlık altında toparlanabilir; yabancılaşma ve bütünleşme. İki durum da ben ve başkası arasındaki organik bağın veya bağlanamamanın bir sonucudur. Gabriel Tarde (2012); bireyler arasındaki bağların incelenmesi esnasında, kimliğin indirgemeci bir yaklaşım olduğunu öne sürer ve her bireye bir fark olarak bakar. Çalışmada incelenen, mekanın farkları ayırıcı ya da bütünleştirici rol oynama halleridir.

Bireyler arası oluşan bağ içerisinde, mekanın nerede durduğu çalışmanın tartışma konusudur. Mekan ve birey arasında oluşan ilişkinin, bireyler arası oluşacak olana etkisi araştırılmaktadır. Bu konuda, mekan bağlılığına etki eden egemenlik alanı (territoriality), kendileme (communal personalization), mahremiyet gibi sosyo-mekansal davranışlar ele alınmıştır. Bu davranış şekilleri arasındaki denge, mekan-birey bağının derecesini belirlemekte ve ev sahibi ile misafir arasındaki sınırların kuvvetlenmesini veya bozulmasını sağlamaktadır.

İstanbul gibi farklı katmanların iç içe geçtiği bir kent, bahsedilen araştırmalar için güçlü bir laboratuvar olmaktadır. Kentin sürekli olarak karşılaştığı göç olgusu, birbirinden ayrı kültürler ve habitatlar gözlenebilmesine olanak vermektedir. Fakat özellikle son yıllarda rejyonalizm, iktidar ve sermaye birlikteliği, içe kapalılık politikası gibi olguların hızla güçlenmesiyle; bireylerin kendilerine, yaşadıkları ortama ve diğer türdeşlerine yabancılaşma hali artmaktadır. İstanbul’un gözlenen birincil sıkıntılarından bir tanesi de içerisinde barındırdığı katman çeşitliliğinin birbirine karışamaması ve sosyal sınırların meydana gelmesidir.

Çalışmada; kuramsal altlık ile beraber oluşturulan savın iki örneklem alanı ile gerçeklenmesi yer almaktadır. Bunlardan ilki rejyonalist yaklaşımın bir ürünü olan rezidanslar, bir diğeri ise tamamen rastlantısal oluşlar içeren ve fonksiyonların kendiliğinden meydana geldiği surların/su kemerlerinin içerisinde kurulan yaşam alanlarıdır. Bahsedilen örneklem alanları ile ilgili sosyo-mekansal davranış incelemeleri, çevreleri ile iletişimlerini saptayan görüşme, gözlem ve mekanın rolünü saptamak için kullanılan ve gündelik yaşamdaki eylemleri ortaya çıkaran diyagramatik kesitler; ben, başkası ve mekan arasındaki ilişkinin ifşası için kullanılmıştır. Bu ilişkide saptanan şudur ki; denklemde herhangi bir öge aradan çıkartılırsa dönüşüm, değişim ve etkileşim bozulmaktadır. Mekanın başkasının gelişine izin verme kapasitesi arttıkça sosyal ve mekansal sınırlar silinmeye başlamakta, birey ve mekan kendini sürekli olarak yeniden üretmektedir. Derrida’nın (2005) dediği gibi; “Zaman, başkanın gelişidir”

Anahtar kelimeler: mekan, kendiliğindenlik, birey, dönüşüm, yabancılaşma, sınır, yerel, başka

-Üretimden Tüketime: Bomonti Bira Fabrikası’nın Dönüşümü

(Melahat Kaya)

Endüstrileşme ile birlikte değişen üretim şekilleri, gündelik hayatın ve beden’in her noktasına sinmiştir. Şeylerin kullanım değerlerinin yerini değişim değerleri almış, doğal nitelikten yoksun nicel metalar oluşmuştur. Bu durum, gündelik hayata paralel olarak mekanda da etkilerini göstermiştir. Mekan,  kar amaçlı ve nicellik üzerine kurulmuş, algısallıktan uzak standart ve homojen hacimlerden meydana gelmeye başlamıştır. Bunun yanında teknolojideki gelişmeler sayesinde endüstri ürünlerinin gelişmişliklerinde alınan yol her geçen gün artmaktadır. Bu duruma istinaden ilk endüstri yapıları, içerisindeki işleve bugün gerek duyulmaması ya da yeterli büyüklüğe sahip olmaması gibi nedenlerle atıl durumda kalmıştır. Bomonti Bira Fabrikası ve onun kurulması ile sanayileşmenin başladığı Bomonti semti, bu endüstrileşme sürecinin en yakın tanıkları arasında yer almaktadır. 19. yüzyıl ortalarında, henüz kırlardan oluşan bölgede ilk yapılaşma sanayi tesisleri ile, sonraki süreçte fabrika işçilerine ait gecekondulaşma ile de yerleşim başlamıştır. O dönemde Bomonti’nin şehrin kenarında yer alması dolayısıyla bol, ucuz araziye sahip olması ve aynı zamanda, şehir merkezine olan yakınlığı, bölgenin sanayi bölgesi olmasındaki en önemli etkenlerdir. Fakat günümüzde şehrin merkezinde kalmış, yüksek rezidansların ve çok katlı apartmanların bulunduğu bir bölgeye dönüşmüştür. Bomonti Bira Fabrikası 1883’te bir üretim merkezi olarak açılmış ve süreç içerisinde el değiştirerek 1994’e kadar faal durumda bulunmuştur. Bir süre atıl bırakılan fabrika kentsel dönüşüm çerçevesinde yapılan restorasyon çalışmaları ve yeniden işlevlendirmeler ile 2016’da kültür ve sanat merkezi olarak kullanıma açılmıştır. Kompleksin atıl duruma gelinceye kadarki fiziksel oluşumu incelendiğinde, dönemin teknik ve ihtiyaçlarına göre farklı zamanlarda ve farklı yapım teknikleriyle inşa edilerek birbirine eklenen ve bütünü oluşturan bir ada olduğu ortaya çıkmıştır. Buna paralel olarak, Bomonti Bira Fabrikası'nın Bomontiadaya dönüşmesi sürecinde de temel tasarım kararının avluda merkezli olması -eski Bomonti Bira Bahçesini canlandırmak- sonucunda daha tanımlı ve okunaklı bir avlu oluşturmak için yeni binalar da yapılmıştır. Sanatsal üretim, performans yapımı, müzik üretimi ve yemek üretimi çerçevesinde ele alınan komplekste şu anda sergi, yeme içme, çalışma, paylaşma ve eğlence mekanları bulunmaktadır.

Bu çalışmanın amacı; Bomonti Bira Fabrikası’nın dönüşüm sürecini incelemek ve bu artikülasyona paralel olarak da zaman içerisinde değişen “üretim ve tüketim” kavramlarının tanımlarını mekan üzerinden okumaktır.

Anahtar Kelimeler: Endüstrileşme, Üretim-tüketim, Dönüşüm, Bomonti Bira Fabrikası, Gündelik hayat

-İstanbul’un Görünür ve Görünmez Katmanları Üzerine Bir Palimpsest Model

(Elif Öztürk)*

Materyal dünyada hafızamızı harekete geçiren algıladığımız şeyler daha büyük ve karmaşık bütünlerin kimi zaman görünür kimi zaman gizli parçalarıdır. Tekil değil, katmanlıdırlar ve katmanların orijini, bu kompleks ilişkiler ağında önceki zamanlarda bulunabilir ya da en azından izi sürülebilir. Bu nedenlerden, gerçeği anlamak, bu görünür-gizli katmanların tespitini, ilişkilerin belirlenmesini ve bileşenlerine ayırılmasını gerektirir. Bu çalışmanın amacı, tarih ve hafizayı nostaljik çerçevenin dışında, kültürel topografyada bu kompleks ilişkisel ağın irdelenebileceği bir bilgi kaynağı olarak yeni ve anlamlı düşünme eksenleri oluşturabilmektir. İstanbul, bu tür sofistike ilişkisel sistemlerin bir arada ağ sistemleri oluşturduğu, zaman zaman beklenilen zaman zaman sürprizli, oldukça geniş tanımlama kümeleri ve sonsuz perspektifler sunan artiküle olmuş-edilmiş örüntü sistemleri olarak düşünülebilir. Hızla birbiri ardına gelişen yerel ve küresel olaylar, aktörler, durum değişkenleri kent hafızasındaki katmanların da unutma ve hatırlama ekseninde dinamizmine neden olmaktadır. Bunun kültürel topografyaya yansıması, görünür ve gizli katmanlar üzerinden, İstanbul’un nasıl artiküle olduğu sorunsalı çerçevesinde incelenmeye değerdir.

Bu çalışma ile, İstanbul palimpsestinde kent katmanlarının birbiri ile nasıl konumlandığı ve artiküle olduğu, görünür/gizli katmanlar üzerinden ilişkisel bir ağ metodu ve Bailey’nin arkeolojik artefektler üzerine yaptığı palimpsest teorisi ile irdelenmesi amaçlanmıştır. Bu noktada, palimpsest kavramı metaforik semantiğinden daha öteye, çok daha kapsamlı bir metodolojik çerçeveye taşınabilir, ‘palimpsestin artikülasyonu’na.  Çizilen çerçeve doğrultusunda, İstanbul’un gizli katmanlarının bellek teması üzerinden nasıl çözümlenebileceği ve hangi araçlarla görünür kılınabileceğine cevaplar aranmaya çalışılmıştır. Tarih ve hafizayı nostaljik çerçevenin dışında, kültürel topografyada bu kompleks ilişkisel ağın irdelenebileceği bir bilgi kaynağı olarak yeni ve anlamlı düşünme eksenleri oluşturabilmek amaçlanmıştır.

İlişkisel epistemolojinin getirdiği kavramlar keşifsel inceleme ve epistemolojik dikkat, Foucault’nun ‘işaretin temsili’ üzerine kurduğu yeni epistemolojik çerçeve ile paraleldir. Kentsel durumların girift katmanlı strüktürleri, bu tür bir bilgi edinim yöntemi ile iyi bağdaşır. Bu açıdan kent, ‘işaretler’in iz sürüldüğü bir palimpsest metin olarak okunabilir. Bu okuma, işaretlerin keşfi ve betimlemesini gerektirir. Peki, bu işaretler nasıl keşfedilebilir? Nerede aranabilir?

Çalışmada, İstanbul palimpsestinin nasıl ele alınabileceği ve problematize edilebileciğine yönelik bir kent okuması modeli sağlamak amaçlanmıştır. Bu kapsamda, ilk bölümde, Foucault’nun söylem analizi, çalışmanın yaklaşım biçimine bir çerçeve çizmek ve ‘kutunun dışında düşünmek’ için ele alınmıştır. İkinci aşamada, ‘brecciation’ ve ‘semiyotik yığın’ terimleri, palimpsest kavramının kentin ilişkisel ontolojisini anlatmakta eksik kaldığı durumda gündeme getirilerek incelenmiş ve işaret temsili üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. Son bölümde, kentsel katmanların birbirleri ile nasıl çeşitli söylemsel formasyonlar oluşturarak artiküle oldukları araştırılmıştır, verilen metodolojiye Kadıköy- Yeldeğirmeni örneklemi sağlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: palimpsest, bellek, artikülasyon, işaret, brecciation, semiyotik yığın, Kadıköy-Yel değirmeni

-Hafızanın Katmanları:İstanbul’da Görme Biçimlerinin Araştırılması

(Canan Ganiç, Elif Simge Fettahoğlu, Sena Özfiliz, Zeynep Ceylan Gezer Çatalbaş)*

Mekânın/kentsel mekânın, kurduğu, parçası olduğu ve simgelediği toplumsal belleğin yönetilmesinde (belleğin kurulumu, dönüşümü ve yıkımı) mimarın etkinliği ve rolü tartışmaya açılmalıdır. Bu çalışmada, kentin çok sayıdaki farklı katmanlarının karşılıklı ilişkilerinin nasıl çözüldüğünü anlama ve yorumlama çabasıyla, bu çok katmanlı yapıda artikülasyonun biçimlerini araştırmak üzere İstanbul kenti, kendi içinde farklı bellek aşamalarını içeren bir deney ve deneyim mekânı olarak kullanılmaktadır.

Bir kenti hatırlamak, unutmak, yeniden kurmak, anıtsallaştırmak, kentin hafızasının spekülasyonunu yapmak aracılığıyla, gündelik yaşamdaki deneyimin ve karşılaşmaların biçimlenişinin sorgulanması hedeflenir. Bu sorgulama bireysel ve toplumsal olarak geçmişten neyi saklamak için seçiyoruz/tutuyoruz, nasıl ve nerede saklıyoruz, sakladıklarımızla ne sıklıkta ve nasıl ilişki kuruyoruz sorularıyla başlar. Burada ana odaklardan biri belleğin zamansallığı olur. Hafızayı kuran mekanlar, mekânın elemanları ve mekânın anlamını kuvvetlendiren nesneleri, zamanın etkilerinden korumak ve kendi içkin zamanını dondurarak, bağlamından ayırıp farklı bir bağlam içinde yeniden ilişkilendirerek kurmak ve buna karşın zamanın etkilerine açık bırakarak, kullanıcı ve kentli ile etkileşimiyle dönüşümü ve/veya tüketimi bir arada tartışılır. Belleğin, zamanın ve öznesinin etkilerine nasıl açık bırakılacağı, dönüştürüleceği ve başka katmanlar tarafından kuşatılacağının sorulması önemli olur. Palimpsest olarak kentsel belleğin imgesi olan mekân, tarihsel süreci içinde çeşitli yıkımlar/kopmalar ya da üst üste binmelerle oluşurken; mimar, mekân üretimiyle belleğin bu üretken ve dönüşümsel sürecine nasıl katılabilir?

Yukarıda sıralanan sorular ışığında, İTÜ Mimalık Bölümü 2018-2019 güz yarıyılında lisans seçme dersi olan Methods of Architectural Analysis in Architectural Design’da palimpest kentte üretilen bellek kavramları tartışılmıştır. Çalışmai kısa bir teorik çerçevenin ve tartışma alanının tarif edilmesinin ardından; her biri kentin farklı katmanlarını oluşturan, değişen ölçekteki bölümlerini incelemeyi amaçlayan ve dört etaplı grup atölye çalışmaları ile öğrencilerin birebir deneyimlerine dayanarak elde ettikleri bulguları kenti, öznesi ve nesnesiyle bir ifade alanı olarak yeniden kurmaları ayrı olarak tartışılmıştır. Sonuç olarak, sonuç değelendirmeler aktarılmıştır. Her ne kadar sonuçlar duruma bağlı ve geçici olsa da, kentsel bellek bağlamında kentin artikülasyon biçimleri hakkında geniş bir anlayış verir.

Anahtar Kelimeler: Bellek, Palimpsest, Mekân, Gündelik Hayat, İstanbul